Serenad – Zülfü Livaneli | Birazoku Kitap Eleştirileri


Serenad – Zülfü Livaneli

Kategoriler: Tanıtım, Tavsiye
zulfu-livaneli-serenad

Bugüne kadar insan ve insana dair yazılmış en eleştirel hikâye ve olay örgüsü; çok dramatik, çok etkili ve sürükleyici bir eser.

“Zülfü Livaneli daha iyisini yazana kadar hayatımın kitabı bu” diyebileceğim en objektif ve tarihi bir kitaptı SERENAD.

Bana kitabı daha yeni mi okuyorsun diye eleştiride bulunanlar olabilir. Yazarın sıkı takipçisi olup kitabı çoktan okumuş olanlar veya benden daha önce okumuş olanlar vardır elbette. Benim amacım henüz okumayanları özendirmek veya yermek değil. Sadece bu eserin ve yazarının bende bıraktıkları izleri kısaca anlatmaya çalışacağım sizlere.

Ben bir kitabı “neden daha önce okumadım” dememiştim kendi kendime. Daha önce böyle bir kızmışlığım olmamıştı çünkü ben yayımlanan son kitapların takipçisi değilim. Sekiz yıldır istikrarlı bir şekilde bana beni, hayat tarzımı, geçmişimi ve geleceğimi anlatan her türlü eseri okudum. Hala da okumaya çalışıyorum. Bunun için önce geçmişte yazılmış olan eserleri okuyup bilgi sahibi olup, fikir yürütecek kadar anlamaya çalışıyorum. Doğal olarak sıraya koyduğum eserler arasında son basılmış olanlar son sırada yer alıyor; ya da çeşitli bloglardan okuduğum yorumlar ve eleştiriler, yapılan TV yayınları, yapılan reklamlar beni gündemden de uzak kalmamak için beni bazı son bir yılda çıkmış eserleri almaya yöneltiyor. Tabi sıcak bir ortam ve tanıdık bir mekân beni oraya çeken kültürlü kitapçıların olduğu yerlerden aldığım kitapları da saymak gerekiyor mu bilmiyorum. Bu nedenden dolayı okumayı bir günde bitirdiğin SERENAD’ ı nasıl anlatmam gerektiğini düşünüyorum. Acaba tam olarak ne zaman aldım da kitaplığımda okunma sırasını bekliyordu ya da ondan önce okuduğum kitapların nasıl bir önceliği vardı? Her ne şekilde olursa olsun sıra onu okumaya geldiğinde aşağı yukarı neyle karşılaşacağımı biliyordum çünkü Zülfü Livaneli daha önce okumadığım, üslubunu bilmediğim bir yazar değildi. Daha önce okuduğum kitaplarından (Son Ada, Sevdalım Hayat… aklımda en çok kalanlar) yazarın nasıl bir dili olduğunu öğrenmiş, onu ok sevmiş ve bağrıma basmıştım. Benim aslında sevip sevmediğimi tam olarak bilmediğim bir yönüm de sevdiğim, tanıdığım yazarların tüm kitaplarını arka arkaya okumamam. Böylece arkadaş olduğum yazarları çeşitli zamanlarda okuyup onları hayal dünyama davet eder, orada onların yarattığı hikâyelere tanık olur, bu sayede iletişim kurar, sohbet ederim. Bu daha çok İskender Pala, Elif Şafak, Ahmet Ümit, Orhan Pamuk, P.C. Cast- Kristin Cast, Paulo Coelho ile böyle olur. Seriler ve kitaplar arttıkça onlarla aynı hayali kurmaya bayılırım.

Zülfü Livaneli ile sohbet etmek, onu okuyarak dinlemek istediğim zamanda okudum SERENAD’ ı. Nasıl duygular içerisinde olduğumu anlatmak çok zor. Öfke, kızgınlık, hayal kırıklıkları, unutulmuşluk ve insan. Bütün bunlar bir araya geldiğinde hiç de yabancısı olmadığımız bir tarz çıkıyor ortaya ve yazarın anlattığı her şeyin geçmişimiz olduğunu bilmek ayrı bir hüzün veriyor insana. Beni kitabı okudukça, sayfalar arasında gezindikçe aslında fark ettiğim şeyin sadece benim tarihim olmadığını, birçok ülkenin ve insanlarının da aynı şeyi yaşadığını ve bir şekilde olayların ve trajedilerin üstlerinin nasıl kapatıldığını hayretler içerisinde gördüm. Alışkanlığım olduğu üzere her DVD ve kitabın arkasında yazan tanıtım yazılarını okumayı severim.  SERENAD’ ın arkasında yer alan bir cümle kitabı okuduktan sonra aklımda kalan kritik cümlelerden biri oldu. “Bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini” hiç unutmadım ve bu yazıyı yazmamın temel nedeni oldu.

Kitabın içerisin de beni üzen ve kızdıran olaylardan sonra ara ara yüzümü gülümseten, sayfaları geriye çevirip tekrar okuma isteğimi arttıran kıssalar da yok değildi hani. Yazar bu konuda çok başarılı. Doğu- Batı çatışmasını mesellerle anlatan kıssalar ve Hantington’ un Medeniyetler Çatışması teinin üzerinde durması da bazı önyargıları yıkmak için doğru bilgiye yönlendirmesi açısından takdirimi kazanan bir yöntem oldu.

Burada asıl dikkat edilmesini istediğim bir konu da, yazarın bunu ‘Şeffaf Oda’ programında da dile getirdiği gibi inandığı şeyleri sadece yazmakla bırakmadığı gibi bu bir hayat görüşüne dayandırıyor. Konuşmacı olarak davet edildiği önemli bir uluslar arası toplantıda bir yaptığı konuşmada “Medeniyetler Çatışması’nı değil, önyargıları gidermemiz, birbirimize bizi anlatmamız gerekir” diyebilen bir yazardır aynı zamanda.  Kitabın içinde aklımda kalan bazı diyaloglar da şöyle:

“İstanbul vefasız bir sevgiliye benzer. Her zaman size ihanet eder ama siz yine de onu sevmeye devam edersiniz.” (sf: 46)

“Bu ülkede her evin sakladığı bir sır vardır.”

“Her iktidar öldürür, kimi daha az kimi daha çok.” (sf: 231- 245)

Dikkati çekmek istediğim ayrı bir nokta da erkek bir yazarın, kadın gözünden bakarak hayatı ve zorlukları anlatmayı başarabilmesi. Bir bölümde kadınların her şeyi açık açık söylemese de, ters davransa da aslında karşı tarafa bir mesaj gönderip; bana sahip çık mesajı göndermesi bir hayli ilginç bir detaydı. ( Meraklılar için sf: 15 ilk paragraf)

“Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır!”

Demek istediğim erkek bir yazarın kadınları anlatamayacağı ya da anlamayacağı değil, tam aksine kadınları ve kadınsal duyguları çok iyi almadığı ve bunları yansıtmadaki ustalığı. Dikkat ederseniz( ki ben bir kadın olduğum için ister istemez dikkat ediyorum) şu ana kadar okuduğunuz kitaplarda olayı anlatan kişinin yazarı nasıl etkilediği veya yazarın neler gözlemlediği oluşturuyor. Cinsiyet faktörü de unutulmamalı burada çünkü çok sınırlı sayıda yazar kadın veya erkeği eserinde bu kadar özel ve derinden işler. Kendini karşı cinsin yerine koyup empati kurar. Sırf bu nedenden dolayı bile ayrı bir şekilde yorumlanmayı hak ediyor bence.

Yazımı sonlandırırken son zamanlarda dikkatimi çeken bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Bazen insana, tarihe, kadere, geri kalmışlığa kafa tutabilen ve olayları gerçekten objektif bir dille, hataları ve doğrularıyla bize bizi anlatan yazarlara ihtiyacımız olduğu çok açık. Şanslıyız ki hem Zülfü Livaneli hem de İskender Pala sayesinde geçmişimize çok net bakabiliyoruz.sanırım bu yüzdendir ki, insanlar kitapçılara girdiğinde, okuduğunuz tür nedir diye sorduklarında Tarih – İnceleme diyebiliyorlar. Bu durumu ne kadar sevinerek gözlemlediğimi herkesle paylaşmak istiyorum. Çünkü bir tabu yıkılıyor ve tarih sıkıcıdır, okunulduktan sonra unutulur denmiyor ve bu görüş giderek yaygınlaşıyor. Sanırım git gide kendimizi bilen insanlar topluluğu olmaya başlıyoruz. Ne dersiniz?



Serenad – Zülfü Livaneli için tek yorum

  • mehtap

    Cevaplandı: 27 Ocak 2012, 12:42

    Zülfü livanelinin,bütün kitaplarıyla karşılaştırdığımda mutluluktan sonraki ustalık kitabı diyebilirim.kitabı okumuyor adeta yaşıyorsunuz.bir dönem tarihi bu kadar mı güzel anlatılabilir?!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Email
Print