GECE EVİ SERİSİ- P.C CAST-KRİSTİN CAST | Birazoku Kitap Eleştirileri


GECE EVİ SERİSİ- P.C CAST-KRİSTİN CAST

Kategoriler: Eleştiri, Tanıtım, Tavsiye
gece-evi-serisi-p-cast-k.cast

1- İŞARET 6- BAŞTAN ÇIKARILMIŞ
2- İHANET 7- YANMIŞ
3- ŞEÇİLMİŞ 8- UYANMIŞ
4- VAHŞİ 9- EJDERHANIN YEMİNİ
5- AV
Artık bir alışkanlığım daha oldu. Daha önce çok nadir seri kitaplar okurdum ama birbiri ardına heyecanla bu kadar uzun soluklu ve gerçekten merak içinde bir kitap serisi okumak için bekleyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Üstelik bir vampir serisini…
Ben vampir serisini Stephenie Mayer ile sevdim. Hani o meşhur Alacakaranlık serisini. Hani o çoğumuzun filmlerden tanıdığı ilginç ve oldukça meşhur karakterleri. Zaten Alacakaranlık’ı biliyorsanız o müthiş ilk filmi hatırlar ama ben o yasak elmayı tutan kız olan kapak resmi ile basılan, filmden çok önce yayımlanan kitapla tanımıştım.
Daha sonra arkadaşlarımın sayesinde filmi seyrettiğimde karakterler aklıma daha bir kazınmıştı.
Başlığı Gece Evi koyup, Alacakaranlık’tan bahsetmemin sebebini anlatacağım. Az sonra…
Ayrı ayrı iki yazı yazmak yerine tek yazımda iki eseri de eleştirmek ve incelemek için. Malum çok benzer noktaları var ama ben benzemeyen yönleri üzerinde duracağım ve inisiyatifimi bu yönde kullanacağım çünkü Gece Evi Serisi’ni en iyi bu şekilde anlatabilirim. Bir sonraki yazımda da başka bir seriden daha doğrusu bir üçlemeden bahsedeceğim. Yani bu şekilde başlamışken böyle devam etsin değil mi?
Alacakaranlık serisi çok kıyıda kalmış bir edebiyat konusunu tekrar popülerliğe kavuşturdu. Yani en azından Doğu ve Orta Doğu da bu böyle çünkü Batı da zaten vampir konusu yüzyıllardır edebiyatlarında vardı ancak başta Türkiye de ve diğer ülkelerde sevilmesi Stephenie Meyer sayesinde oldu. En azından bir gençlik serisi uzun zamandan beri ilk kez bu kadar okundu ve konuşuldu. Bu yöndeki açlığı ve heyecanı gören yayıncı, yazar ve sanatseverler de bu fırsatı kaçırmadılar tabii.
Alacakaranlık bana vampir fikrini (yani ideasını) –imgelemini meşrulaştırmamı sağlayan doğal bir hikaye oldu çünkü Türk edebiyatında bu yönde yazılmış pek bir eser yok ve zaten bizim yaşantımıza uyan bir durum da olmadığı için hayali bile kurulamıyor. Hikayedeki karakterler güçlü ve haytan kopuk değil. Hatta fazlasıyla bizden biri oldukları da söylenebilir çünkü Meyer bunu bize öyle ustalıkla sevdirdi ki doğal karşılamamız imkansızdı. Yazarın dili çok iyi ve çevirileri de kısmen başarılı. Ülkemizde çok da iyi reklam ve tanıtımı yapıldı ve hiç de küçümsenmeyecek derecede hayranları var. Bir hikaye (roman) serisi içinbu kadar organizasyon satış için gerekli olduğu göz önüne alınmazsa dahi hikaye tutkunlarının sevgisi ve ilgisi oldukça tuhaf ve dikkate değer.
• Alacakaranlık
• Yeni ay
• Tutulma
* Şafak Vakti ülkemizde ardı ardına çıktı ve sinema filmleriyle desteklendi. Bella Swan ve Edward Cullen bizden birileri oldular adeta. Bu yüzdendir ki olmayan hayali kahramanlar için bu kadar hayran ve takipçileri (Fanları) var. (tuhaf bir durum biliyorum ama ne yapalım durum bu)
İtiraf etmeliyim ki seriler arasında okuyucuyu bağlayan pek çok tuhaf (alışılmadık) olaylar oluyor. Mesela vampirleri kabulleniyorsunuz, seviyorsunuz, destekliyorsunuz ama Yeni Ay da kurt adamlar ekleniyor; bu sefer onları da kabullenip seviyorsunuz, yer yer Bella’ya çok kızıyorsunuz. Tuhaf olarak yorumladığım durum tam olarak şu ki; ilk defa vampirler ile Kurt Adamlar bir arada, düşman oluyorlar sonra bir insan için ve insanlık için bir arada oluyorlar. Tuhaf olan bir durum da şu ki bir insanla kurt adamın beraberliği, yine bir insanla vampirin evlenmesi ve ortak çocuklarının olması (yarı insan yarı vampir) – düşüncesi bile korkunç geliyor ama Şafak Vakti’nde Reneesme’yi çok seviyorsunuz. Doğrusu en çok sevdiğim serilerin başı ve kitaplar arasında en çok Alacakaranlık, Yeni Ay ve Şafak Vakti’ni beğendim. Çünkü olayların başlangıcı, yeni karakterlerin eklenmesi ve olayların sonlanması bu üç kitapta çok net olup bittiği için aksiyon kitabı bile denilebilir. Tabi bu benim düşüncem ve bu benim eleştiri yazım. Beğenmezseniz kendinize bir yazı da siz yazabilirsiniz. Gel gelelim Gece Evi serisine. Alacakaranlık’ın etkisinden çıkmadan bu seriye başlamam yaptığım en büyük hata oldu ama bir yandan da bu yazının ortaya çıkmasını sağladı. En azından düşüncelerim bu nedenle şekillendi.
Gece Evi serisi Vampir kitaplarına yeni bir soluk kazandırdı. Kitap tanıtımlarında Seri için “yetişkinler için vampir serisi” olarak bahsediliyor. Seri kitaplarının yazarı iki kişi; P.C. Cast – Kristin Cast iki maceraperest anne ve kız. Hayal güçleri oldukça derin ve sınırsız. Seride iki kişinin yazdığını bazen olayların akışından fark ediyorsunuz ama genel olarak oldukça başarılılar.
Kitap eleştirisine geçecek olursak, herkesin sevdiği Alacakaranlık gerçek hayata fazlasıyla benziyordu. En azından vampir edebiyatıyla bir alt bilinç oluşturulmuştu. Bu yönde yazılan kitaplara Fantastik eser deyip geçiyorduk. Serinin ilk kitabı da bunu destekledi, sonuçta Buffy The Vampire Slayers’de (dizi de)kitap okumayı sevmeyen dizide Buffy ve vampirleri çok seven bir kesim oluştu. -Şu anki Fanları da bundan ayrıca değerlendirmiyorum, bu nedenle kitabın yayınlanmasından bir zaman sonra filmin de sinema olarak çekilmesi de tesadüf değil.
2. kitapta kurt adam efsanesinin yer alması bize biraz Batman’i biraz da Superman’i andırmıyor mu sizce? Bunların vampirlerle özdeşleştirilmesi çok başarılı oldu yalnızca.
Şafak Vakti’nin de mutlu mesut bitmesi bize romantik komedi tarzı sundu. Yeni Ay’ın hemen ardından duyduğum Tutulma ve Şafak Vakti kitaplarının tek bir sinema filminde birleştirilmesi fikri de bence oldukça iyi çünkü artık kabak tadı vermeye başlardı. (bu yalnızca bir duyum ama dikkate alınsa çok iyi olur!)
Gece Evi ise ilk kitabından itibaren ezber bozan bir seri oldu. Seride insanlar Vampirleri biliyor,tanıyor, hoşgörüyor ve onların yaşamına da saygı duyuyorlar. Kendi adıma söyleyeyim, ben bir vampir kitabı yazsaydım bu Alacakaranlık türünde olurdu. Yani biraz romantik, fedakar, kanlı ve eğlenceli. Oysa bu seri tamamen farklı, kitabın ilk sayfalarında ki şaşkınlığımı attıktan sonra yavaş yavaş yeni karakterlere de alışıyorsunuz. Mesela Tanrıça Nxy(bize göre en uzak kavram, alışmam biraz zaman aldı), yüksek Rahibeler, Profesörler, Koruyucu Askerler(Erebus’un Oğulları olarak geçiyor). Ancak en çok dikkatimi çeken ve bahsetmek istediğim Gece Evleri oldu. İz sürücüler gözüne kestirdikleri çocukları takip ediyorlar (insan soyundan olan) ve gelecek vaad edenleri işaretliyorlar. İlk kitap da zaten bu adla başlıyor yani Zoey Montgomery’nin vampir adayı olarak işaretlenmesiyle başlıyor.
Bu arada vampirler insanlar gibi göründüklerinden (ayrıca bir fark yok) halkın arasında dolaşabiliyorlar. Dışarı çıkmak istediklerinde alınlarındaki hilal biçimli dövmelerini saklamak zorunda kalıyorlar çünkü bazı fazla muhafazakar insanlar onların insan soyundan çıktıklarına inanıp, kendilerine bir tehlike olarak görüyorlar. Siz nasıl hissederdiniz peki? (merak ediyorum)
Ama Zoey temel vampir eğitimini almak için okul olarak da kullanılan Gece Evine taşınıyor ve arkadaşlığı, düşmanlıkları, entrikaları artık görmeye başlıyor. Yüksek rahibesi Neferet’i de yavaş yavaş tanımaya başlıyoruz ve seriler ilerledikçe resmen pes ediyoruz çünkü kendini bile şaşırtan entrikaların rahibesi haline geliyor. (vampirlerden bahsederken, çok soğuk bedenli olmaktan ziyade çok mükemmel güzellikte/yakışıklılıkta oldukları sık sık vurgulanırken, en başarılı insanların aslında insan değil vampir oldukları vurgulanıyor-burada bir gönderme mi var? ben pek sevmedim)
Zoey iyiliğin, arkadaşlığın ve Sevgili Tanrıçası Nxy’nin yardımıyla tüm zorlukların üstesinden geliyor.
Buraya kadar anlatmak istediğim, klasik vampir tabirlerinin tamamen dışına çıkıyor, (Vampir deyince sizin aklınıza ne geliyor?) tamamen yepyeni bir hikaye ile geliyorlar karşımıza anne ile kızı.Tüm bu vampir hikaye ve filmlerinin Amerika da ve Amerikalılar tarafından yazılması ve çekilmesi tartışılabilecek bir konu.Sizce Amerikalılar bu işi biliyorlar mı? Sanırım evet. Hayal güçleri oldukça geniş ve Nobel edebiyat eserlerini Fransa’dan sonra en fazla alan ülke niteliğini taşıyor.(Nobel Barış Ödülleri’nde ise ilk sırada ABD). Kimileri buna düşünce özgürlüğü diyor ama özgürlüğü aşan pek çok kıstas da unutulmamalı. “Özgürlük tek başına Şekersiz Çay gibidir”
İlginç olan başka bir durum da duyduğuma göre şuan 8. Ülkemizde yayımlanmış olan serinin toplam 12 yi tamlayınca biteceği oldu. Yani eğer bu durum doğru ise bugüne kadar yayımlanan en uzun seri roman ve Fantastik eser olması olacak. Yine aldığım bir duyum bunu doğruluyor. Şöyle ki; House of Night’ın Offical sitesine göre serinin 9. Kitabı çıkmış. (“Dragons Oath” adlı kitap Prof.Dragon ve Anastasia Lankford’un hikayelerini anlatacakmış)
Yeni kitabın ne zaman çevrileceği ve ne zaman ülkemizde yayımlanacağına dair bir bilgim yok ama 8. Kitabı okuyan herkes orada yazan SON’un bir son olmadığını anlayacaktır. Neferet’in yeni planları, kızıl rahibelerin sonu, Steave Rae ile Alaycı Kuzgun’un ilişkisinin nasıl olacağı, yeni ölüm makinesi ile ilgili sonlar havada kalmıştı. Tüm bunlar bu şekilde ortada iken bir SON yazısı konulması oldukça saçma olmuş. Keşke bu kadar basite kaçacaklarına iki kafadar yazar kafa kafaya verip, var olan hayal güçlerini daha da bir zorlasalardı Çünkü ben Uyanmış’ı pek sevmedim. Daha yaratıcı olabilirlerdi. Yalnız şunu da belirtmekte fayda var ki yazarlar oldukça orijinal fkir sahibi ve yazarlardan bir tanesi olan P.C. Cast (Kristin’in annesi) yeni bir akım yaratacak olan kitaplar da yazmaya devam ediyor.
• Deniz Tanrıçası
• Bahar Tanrıçası
• Işık Tanrıçası
Yazarın Tanrıçalara olan merakı ve Mitoloji’ye olan ilgisi de durup düşünülmesi gereken bir konudur. Sonuçta ülkemizde böyle bir şeyi bırakın yazmayı, düşünmeyi dillendirilmesi bile büyük olay olurdu. Aslında ben de yazarın Tanrıçalara olan ilgisini –Uyanmış’ta ki Tanrıçanın vampirlere görünmesi ve onlarla konuşmasını ardından Neferet’in bunu hiçe sayıp yaptıklarına devam etmesini oldukça saçma buldum. Burada biraz daha farklı bir yorum katabilirlerdi bence. Her ne kadar bazı şeyleri onaylamasam da bazen kendi düşüncemizle uyuşmayan eserlerin de okunması gerektiğine inanıyorum. Örnek vermek gerekirse bende oldukça iyi bir yankı buldu. Ufkumu da genişletti diyebilirim aslında.
Edebiyat böyle bir şey işte. Asla sınırları ve önyargıları yok. Hepimizin ihtiyaç duyduğu da bize bu tip eserleri yazdıranda bu ihtiyaç değil mi?



GECE EVİ SERİSİ- P.C CAST-KRİSTİN CAST için 3 yorum

  • Gamze Korkmaz

    Cevaplandı: 05 Ocak 2012, 09:31

    Serinin 8 kitabını da okudum. Aslında anlatımı ve olayların geçtiği yerlerin tasviri güzel ama hep aynı konu işleniyor..

  • Duygu Çelik

    Cevaplandı: 07 Ocak 2012, 13:05

    Haklı olabilirsin Gamzeciğim ama yazarın diğer kitaplarına da bir göz attıysan yazı stili böyle. Diğer türlü bir kopukluk olabilir kahramanlarla, anlatılanlarla, olaylarla. Bence yazar mitolojinin de etkisi ile bu yola başvurdu. Malum yazarın bu merakını bilmeyen yok…

  • Vesta

    Cevaplandı: 08 Ağustos 2012, 22:25

    Seriye başlamıştım bir zamanlar. Sanırım en son 6. kitabı okudum. Aslına bakarsanız bu kitaptan sonra da soğudum seriden. Zira okuduğum 6 kitaptaki olaylar benim hesaplarıma göre 2-3 ay içerisinde oluyor. Çok hatırlamıyorum üzerinden zaman geçti ama son 3 kitap falan neredeyse tüm olaylar 1 hafta içerisinde yaşanmış ve yaşanıyordu. Seri bana sanki bir hafta sonra yeni bölümü gelecek sıradan bir dizi gibi gelmeye başlamıştı. Demek istediğim benim okuduğum 6 kitap biraz daha üzerinde çalışılarak en fazla 3 kitap haline getirilebilirdi ki bence çok daha iyi olurdu. Bir yerden sonra okuduklarımın yazarı(ları) tarafından, edebi bir eser değil para makinesi olarak görüldüğünü hissetmeye başladım ve açıkçası zaten oldukça yavaş ilerlediği için soğumaya başladığım seriyi bıraktım. Yedinci kitabın çıktığını bir kitabevinde dolaşırken görmüştüm elime aldım şöyle bir baktım içimde okumaya dair tek bir istek bile bulamadım. Çünkü içimden bir ses “Bu da diğerleri gibi olacak. Herşey daha da karışacak ama sırf diğerlerini almak zorunda bırakmak için hiçbir şey sonuçlanmayacak.” ve sonuç olarak almadım.

    Kitap hakkında beğendiğim şeyler: Twilight’da da düşündüğüm takdir ettiğim, sizin de belirttiğiniz şeyler. Vampir mitinin klasik algının dışına çıkarılması. Demek istediğim bu tarz seriler çıkana kadar herkesin aklında kan içen, sadece karanlıkta dolaşan, kireç tenlere sahip, sarımsaktan-kutsal sudan-gümüş ve tahtayla öldürülebilen, güneşte yanan, smokinle dolaşan kötü tipler vardı. Onlar kötü hatta şeytansı tiplerdi ve aşık falan olmazlardı, duyguları yoktu tek bildikleri korku salıp insanları öldürmekti. Ama Twilight, Gece Evi, ya da tam tanımadığım diğer seriler fark etmez hepsinin ortak noktası klasik vampir mitinin dışına çıkabilmiş olmaları.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Email
Print