ELİF ŞAFAK- İSKENDER | Birazoku Kitap Eleştirileri


ELİF ŞAFAK- İSKENDER

Kategoriler: Eleştiri, Tanıtım, Tavsiye
elif-safak-iskender

Çok şey söylenebilir İskender hakkında. Çok yazıldı, çok çizildi. Bizzat Elif Şafak kendi çıkıp anlattı; ekranlarda kendini ve kendinden çok ortaya çıkardığı eserini. Açık hava toplantılarına katıldı insanlar, kafalarına takılan ama bir şekilde unutulmuş; unutturulmuş pek çok konuda sorular sordular. Çok da yararlı oldu hani. Elif Şafak zaten özel bir insan, ilk romanıyla aldığı ödül bile ileride nerelerde olacağını göstermişti. Kendisini daha yakından tanımak isteyenler kendi Web sitesini ziyaret edebilirler ama burada anlatmak istediğim kuru bir özet değil ya da yazarı övmek değil. (Her ne kadar öyle görünse de ilk başta aslında Elif Şafak karşı çıkıyor. Kitabımı eleştirenlerin çoğu aslında beni eleştiriyor diyor. Haklı mı tartışıp göreceğiz…)
İskender hemen öyle konuya salınıp anlatılacak bir eser değil. Eserin yazım aşaması da var. Ben bildiklerimi paylaşacağım( Valla yazarın yalancısıyım)
Elif Şafak çok verimli bir yazar. Bir röportajında “benim popülerliğe karışmak ya da popülerlik peşinde koşmak gibi bir derdim yok. Zaten 8 roman ve 3 deneme kitabımla toplam 11 eserim var” diyor. Yazarlık hayatına 1990’ lardan itibaren başlayan bir yazar olarak çok alçakgönüllü ve çok sempatik. Ben yazarı çok konuşulup tartışılan Baba ve Piç Romanıyla tanıdım. Sonra sırasıyla Siyah Süt, Aşk ve İskender geldi. Tabi arada sırada gazetede ki köşesini de okuyorum. Çok sade ve duru anlatımıyla hayat telaşesinden oldukça uzaklaştırıyor insanı. Bunları anlatmamın sebebi yazarın bu işi gerçekten ciddiye alarak yapması ve asla yapmacıklığa kaçmaması. Bunu son eserinden yola çıkarak anlatmaya çalışacağım. Bilenler biliyordur; Elif Şafak, İskender için İngiltere’ye gitti. Yanında çocukları (oğlu ve kızı ile)ve annesi Şafak Hanımla birlikte. Denilenlere göre bir karavanda yaşadı ve sürekli yolculuk yaptı. Anlatmak istediği noktaları gerçekten gözlemleyerek yazdı. İskender de sıkça gözlemlediği; göç etmiş insanlar özellikle de Türkler, uyum sorunu, yurt dışında ki vatandaşlar; yurt dışında doğan çocukların kimlik sorunu ve doğal olarak iki arada bir derede kalan Kültür. Tüm bunlar sıkıcı hatta çok doğal gelebilir ancak Elif Şafak bu sefer bize kendi alanıyla ilgili bir şeyler yazdı. Yazdığı bir roman olabilir ancak yazdıkları gerçek insanların hikayesiydi. Kadına şiddet ve kadın hakları Yazarımızın Lüksek Lisans konusuydu. Doğal olarak bu sefer daha bilinçliydi. Hem bir anne hem bir filozof hem bir aydın hem de bir yazar olarak. Yine Aşk adlı eserinde yapmış olduğu gibi kendini paraladı. Yazdığı karaktere büründü; onlarla ağlayıp, birlikte güldü. Kitabın son sayfasını da yazana kadar o karakterlerin hepsiydi. Son noktayı da koyduktan sonra Artık Yazarımız Elif Şafak’tı. Tüm bunlardan nasıl bu kadar emin olabiliyorum Çünkü bu yazıyı yazmadan önce çok araştırma yaptım. Çok yazı okuyup, eleştirilere baktım. Yazarın kendi röportajlarını izledim ve işte yazıyorum. Her eserin bir hikayesi vardır ama bu eserin trajedisi var ve bu trajedide oldukça yüksek bir gerçeklik payı olduğunu bilmek oldukça korkutucu. Neden direkt konuya girmediğimi de yazmak isabetli olacaktır çünkü yazarın vermek istediği mesajı daha açık anlatabilmek için. Basit ama sade bir yanıtı var İskender’in. Şimdi gelelim Eserin en çok akıllarda kalan kısımlarına. Çok genel bir eleştiri yapacağım. Herkes katılmak zorunda değil.
İskender’in sayfalarını dolaşırken aklıma Zülfü Livaneli’nin Serenad’ında ki şu söz aklıma geldi: “ Bu ülkede her evin sakladığı bir sır var” Aslında sadece bu söz bile anlatılmak istenen pek çok konuyu anlatabilir.
Elif Şafak bizi Toprak ailesiyle tanıştırıyor. Doğu da Fırat yakınlarında ki bir köyden bize el sallıyor. Küçük insanların neler yaşadıklarına şöyle bir bakıyoruz. Son doğan çocuklarının da erkek olmaması üzerine bir anne ne yapabilir? Özellikle 8 kız çocuğunuz varsa. Hayata küsmek pek o kadar da olası görülmüyor. Sonuçta depresyon gibi bir lüksünüz yoksa. İki kızına da köyüm yaşlıları sayesinde isim veriyor, Toprak ailesi kadını. Cemile Yeter ve Pembe Kader. Kitabımızın kahramanlarından ilk ikisi böyle çıkıyor karşımıza. Bir birinden farklı kız kardeşlerin kaderinde ayrılık olsa da ebediyete kadar birlikte olmak var. Daha çok bu ikiz kız kardeşlerin büyük ablalarının kaderine bakmakta kaçınılmaz. İnsanın içini acıtan en büyük dramlardan ilki burada. Yıllarca kendini unutup, kız kardeşleri için kendini paralayan Hediye, köye gelen bir gence gönlünü kaptırıp kaçar. Daha sonra köye geldiğinde hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Hediye’nin cezası kesilir ve babanın evde olmadığı zaman namus temizlenir. Ben en çok bu satırları okurken duygulanmıştım.
Diğer önemli noktalardan biri ise, elbette ki ablasına aşık olduğu halde, sırf kuşkular uğruna ona fizik olarak çok benzemesine rağmen karakter olarak hiç benzemeyen küçük kız kardeş ile Adem’in evlenmesi. Cemile’yi gerçekten unuttu mu bilinmez ama Pembe Kader’in Ablasına gönderdiği mektuplardan kendini affetmesini istemesi de oldukça manidar. Adem karakterine kızmamak elde değil. Zaten ilerleyen yıllarda sevdiği kadının ikizi ile pek mutlu bir hayat yaşayamaması belki de bu yüzdendir. Büyük oğulları İskender’in büyük hatalar yapmasına sebepte yine bu baba karakteridir.
Hikayeyi genel olarak ortanca kız kardeş Esma’nın ağzından dinliyoruz. O yıllarda İngiltere de doruğa çıkmış ırkçılık ile ailede değer görmeyen kadınların sesini bize duyuran küçük kız olarak anlatıyor. Yıllar sonra kardeşine gönderdiği mektuplarda da neler hissettiğini çok net olarak anlıyoruz. Tüm bu karakterler içinde beni en çok etkileyen ise Cemile karakteri oldu.
Yazar, o kadar iyi tasvir etmiş ki bu karakteri hayran kalmamak mümkün değil. Daha çok Sufizm den izler görüyoruz. En çok akılda kalan sözleri de söylerken Cemile Yeter’in karakterine ortak oluyoruz. Elif Şafak bu karakterde yine kendi imzasını atıyor aslında Cemile ile. Aşk’tan sonra çok uzak olmayan bir hikayeye yakın bir dil kullanması bakımından önce yazdığı eserleri arasında görünmez bir bağ kuruyor. Zaten bu hikayeyi de bu kadar okunabilir kılan da üslupta ki bu yakınlık değil mi?
Bu eserdeki karakterleri yargılamak mümkün değil çünkü dinlediğinizde herkesin haklı bir sebebi var. Herkesi bir yola iten o gücün çok sonra farkına varabiliyorlar. İskender adım adım bir cinayete doğru sürüklenirken o kargaşa ortamında ailenin ve aile reisliğine duyduğu güveni ortaya çıkarıyor. Babasına el kaldıramıyor ama annesi ile birlikte gördüğü adamı takip edip namusunu temizlemek için harekete geçiyor. Tüm bunlardan habersiz olan baba ise başka bir kadının peşinden başka ülkeye gidiyor ve orada intihar ediyor.
Elif Şafak bize bir ailenin dramını anlatmıyor; o ailenin o drama nasıl sürüklendiği konusuna parmak basıyor. Herkesin görmezden geldiği, meşru saydığı o gerçeklere.
En başta söylediğimi tekrar söyleyeyim, İskender hiçbir açıdan beni hayal kırıklığına uğratmadı. Sizi de uğratmayacağından hiç şüphem yok. Kitabın en beğendiğim satırlarını da sizinle paylaşmak istiyorum:
• Anneler ölünce hemen cennete gitmezler. Yeryüzünde biraz daha kalıp çocuklarına göz kulak olabilmek için Tanrı’dan özel izin alırlar. Fani ömürlerinde evlatlarıyla aralarında her ne geçmiş olursa olsun.
• Feci baba insanın boğazına takılı kılçık gibidir. Ne tükürüp atabilirsin, ne yutup sindirebilirsin. Bir şekilde kurtulsan bile geride iz kalır mutlaka, dışarıdan bakanların göremediği ama senin hep hissettiğin bir çentik etinde. Feci baban olacağına hiç olmasın daha iyi.
• Hamur yoğurduğunda toprak damarlarına sızar. Et pişirdiğinde hayvanın ruhu seninle konuşur; ona saygı duymayı öğrenmen gerekir. Balık temizlerken bir zamanlar içinde yüzdüğü denizin sesini duyarsın; nazikçe marine edersin suyun hatırasını yüzgeçlerinden silmek için.
• Kelimeler de insanlar gibi gezermiş meğer. Uzaklara, hem de çok uzaklara ulaşırlarmış.
• Sen nasıl görürsen odur hakikat.
• Öldüğümüzde ruhumuz bedenimizi terk edip bir uçan balon gibi derhal gökyüzüne mi yükselir acaba? Yoksa biraz oyalanır mı etrafta? Annemin ruhu oralarda mıydı ben sokak ortasında dehşet içinde dikilirken? Ona sapladığım bıçağı geri çekişimi seyretti mi?
• İnsan sevdiğini unutmaz ki. Ben mesela seni asla unutmam.
• Kadın isimleri neden erkek isimlerinden bu kadar farklıydı ki? Kadınlara neden sanki hayal ürünüymüşler gibi masalsı ve rüyamsı isimlerin verildiğini merak ederdi. Erkek isimleri hep cesaret, iktidar ve yetki ihtiva ediyordu; mesela Muzaffer, Faruk ya da Hüsamettin. Oysa kadın isimlerinden yansıyan kırılgan bir zarafetten ibaretti – porselen bir vazo gibi. Nilüfer, Gülseren ya da Binnaz gibi isimlerle, kadınlar bu dünyanın süsleriydi adeta; alaca bulaca kenar oyaları.
• Kalbinin sırçadan olduğunu bilseler muhakkak kırarlardı.
• Belki de bir illeti aşk; insana hayat verse, ruhunu şenlendirse de bir marazdı yine de.
• Kimse görmek istemiyordu güzelliğin, zamanın siyah kadifesinde erimeye mahkum bir kar tanesi olduğunu.
• İnsan yüreği soba gibi. Sıcaklık üretiyor, enerji yayıyoruz. Ama başkalarını suçlayınca, onları karalayınca, dedikodu yapıp kem konuşunca enerji kaybolur. Yüreğimiz soğur.
• Evren yuvarlak, çemberde iki yay var. Biri yükselen, biri alçalan. Her insan durmadan hareket halinde. Bazısı iner, bazısı çıkar. Yükselmek istiyorsan, en çok kendini eleştir. Kendi hatalarını görmeyen asla iyileşemez.
Son olarak belirtmek isterim, Elif Şafak daha önceden tecrübe ettiği bir yöntemle romanı önce İngilizce yazdı, sonra Omca A. Korugan’la birlikte Türkçeye çevirdi.



ELİF ŞAFAK- İSKENDER için 5 yorum

  • mehtap

    Cevaplandı: 27 Ocak 2012, 12:38

    elif şafak kitaplarının hepsini okumuş ve özellikle aşk ,baba ve piç adlı kitaplarını çok beğenen biri olarak,iskender adlı kitap için aynı yorumlarda bulunamayacağım edebi dil olarak elif şafak damgasını vuruyor olsa da ,konu olarak aceleye gelmiş gibi bir etki bıraktı bende…

  • Ayşenur

    Cevaplandı: 31 Ağustos 2012, 08:31

    baba ve piç etkileyiciydi, siyah süt eğlenceli, araf ve bit palas ilginç,İskender’in ortalarına kadar ben de kitabı beğendim diğer kitapları gibi sürükleyici olmasa da anlatım dilini sevdim ancak, kurguyu ve kitabın sonlarına doğru oluşan fazla tesadüf ve uyduruk hikayeleri okuyunca büyük bir hayal kırıklığına uğradım. İnsanların beğenmediği kadar varmış diye düşündüm. Ademin ölüşünü roksana karakterinin izlemesinde saçmalık tavan yapmıştır. köylü cemile’nin avrupa’nın göbeğinde yaşayan esma ile karıştırılması da başka bir saçmalıktı. Bir de neden acaba türk karakterler özellikle erkekler bu kadar itici, zayıf, zaaflarına yenik anlatılıyor diye düşünmeden edemiyorum. dine yaklaşım konusunda fazla mesafeli dindar karakter olan tarık amca klişe türk filmi dindar ama cahil, anlayışsız, ezik özetle bu kitap olmamış elif şafak çok basitti…

  • ayşe

    Cevaplandı: 10 Aralık 2012, 17:08

    Bence hikaye yarım kalmış iskender hapse düşünce kate ne yaptı neden ziyaretine gitmedi. tobiko’ya ne oldu Yunus Tobiko’yu unuttumu. İskender kendine yeni bir hayat kurabildimi, oğlunu hiç gördümü. Roksanaya ne oldu gibi sorular cevapsız kaldı.

    • Burak

      Cevaplandı: 06 Mart 2013, 16:18

      Yazar bunu okuyucunun kafasına göre kurgulaması için yazmamış olamaz mı? Tek açıdan baktırmak istememiş okuyucularına, sonunu kendin belirleyeceksin. Saçma bir soru sormuşsun bence.

  • Abdullah

    Cevaplandı: 26 Haziran 2013, 16:19

    Benim eksik bulduğum yanlar ; esma’nın kocasından tam olarak bahsedilmemesi , yunus’un tobiko ile ilişkisinin sonuçlanıp sonuçlanmadığı. Ayrıca İskender , Pinhan ve Aşk kadar akıcı değildi. Biraz daha akıcı olmasını beklerdim açıkcası. Kitabın sonunda gözyaşlarımı tutamadığım bir kısım vardı ki o da anne yüreğinin ne kadar şefkatli olduğuydu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Email
Print