Dublörün Dilemması | Birazoku Kitap Eleştirileri


Dublörün Dilemması

Kategoriler: Tanıtım
Ekran Alıntısı dilemma

Holden Caulfield der ki;

“Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.”

Dublörün Dilemması işte tam olarak öyle bir kitap, Murat Menteş de tam olarak böyle bir yazar! Kitabı okumaya başladığınız da kahramanımız Nuh Tufan’ın peşine takılıp, hem öksüz hem de yetim, hem albino hem de şizofren, hem aşık hem de çok çatlak bu adamın gölgesi oluyorsunuz. Nuh’umuzun düşünceleri pek hoş, hayata bakışı alaya alıcı. Albino olduğu için doğar doğmaz reddedilmiş kendi tabiriyle. Şizofresinisi olayların tuzu biberi. Kıravatındaki Kızılmaske bizim Nuh’a diyor ki:

“Felaketin her an ve her yönden gelebileceğini anlarsan, kendini beğenmişliğinden kaynaklanan şimdi ve buraya ilişkin teessüfünden uzaklaşabilecek kadar hızlanırsın.”

Bizim Nuh’a bayıldım ben. Uçuk ve yasadışı bir zekası var, ancak vicdanı ölmediğinden zekasının ona fısıldadıklarını ancak bir raddeye kadar uygulayabilenlerden Nuh’umuz. Ama o radde de pek hoş, pek uç, evlere şenlik bir radde. Menteş’in hayalgücü mü demeliyim, yoksa Nuh’un şizofrenisi mi; yemeği tabaktan değil de etçil bir çiçeğin içinden yediren gerçeküstü bir dünyaya tepe taklak düşürüyor bizi.

Kurban’ımız var bir de, İbrahim Kurban’ımız. Nuh Tufan’ın liseden arkadaşı, hayatı boyunca zengin olmanın ızdırabını çekmiş. Diyor ki;

“Hedefe ulaşan, her şeyi ıskalamıştır! Çok paraya sahip olanların o acayip huzursuzlukları bundan. Ve tabi mangır tomarları, insanı yoksulluğun belalarından korumaz: Nefret emer, suçluluk duygusu salgılarsınız.”

İbrahim Kurban da tüm bu zenginliğin için de uyuşturucu bağımlılığıyla aynı belirtileri gösteren bir yola baş koyup, Allah’ın “teslim ol!” çağrısına uymuş. Dergahlara giden, şeyhlerle istişareler de bulunan Kurban’ımız diyor ki: insan, ne ise o olduğunu inkar eden yaratıktır. O da zenginliği olduramamış bir türlü üzerine.

Bu arada Murat Menteş benim çok yakın bir arkadaşım olsaydı onu arayıp derdim ki; “Hey dostum ne müthiş bir kitap bu böyle! Nuh’u çok sevdim amma… Kurban’ımız sigara içmeseydi daha iyi olmaz mıydı?”

Ne diyorduk; bir sözün doğruluğu ile inandırıcılığı arasında hiçbir bağlantı yoktur. Hele de yazının akışıyla! Ve İbrahim Kurban der ki; aşk hayalin çocuğu, hayal kırıklığının annesidir.

Habip Hobo, bu ismi daha önce duydunuz mu? O bir ajan, Hacer Ceren’e umutsuzca aşık. İbrahim Kurban’a diyor ki; hiçbir aşkta umuda yer, sebebe lüzum yoktur. Kendine siz diye hitap ediyor. Çünkü; kendinizle aranıza mesafe koyamazsanız, bunu başkalarından bekleyemezsiniz.

Kekeme Ferruh Ferman’ımız , Dilara Dilemma’mız, kötü adam Rıza Silahlıpoda’mız, pamuk Taliha Teyzemiz, Pembe Pepe ve Umur Samaz’ımızla, olaylardan ziyade cümlelerin akıcılığı, akıl almazlığı, kıvraklığı ve şaşırtıcılığı için okunacak bir kitap. Dublörün Dilemması, altı çizilesi, not alınası cümlelerle dolu.

Ve bu arada, eğer Murat Menteş benim çok yakın bir arkadaşım olsaydı onu arayıp derdim ki;
“Hey dostum ne müthiş bir kitap bu böyle! Bizim İbrahim’i kime benzettim bil bakalım! Holden Caulfield’e. Biliyorum onu sen de seversin, Afili Filintalar da ondan bahsederken görmüştüm seni bir kez. “

Kitabın başlayan tempoda bitmeyişine mırın kırın edenler olacaktır muhakkak. Aramızda kalsın, bana kalırsa bu bir tarz meselesi. Afili Filintalar işlerini böyle hallediyor. Onur Ünlü mesela. Acı Aşk ve Güneşin Oğlu filmlerinde son sürat başlıyor. Koltuğa yapışıp kalıyorsunuz. Sonrasında işler öyle karışıyor ki içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Ardından siz müthiş bir son beklerken gerçeküstü bir biçimde olay akışına son veriliyor. Dublörün Dilemması da öyle. Bu Afili Filintaların tarzı…

Son olarak Nuh Tufan der ki;

“Ben onlara ‘’dürüst yalancı şahitler’ bulan sadık suç ortakları olacaktım. Onların masumiyetlerinin en kesin kanıtına dönüşecektim. Müşahhas bir yalan kılığında hizmetlerine girecektim. Bıktıkları hayatlarını bana emanet edeceklerdi. Çaldıklarından kurtulmak için hırsız yolu gözleyen hırsızların imdadına koşacaktım. Kendilerinden uzaklaşarak kendilerine gelmelerini temin edecektim. Legal ve illegal olanın aynı oranda sıkıcı olduğu bu çağda, onlara işlenmemiş bir suç türü sunacaktım. Benim sayemde, suç işlerken masumiyetlerini koruyacaklar, masumiyetlerini korurken suç işleyeceklerdi. Hapishaneden kaçmak için dışarı çıkmaları gerekmeyecekti ve dışarı çıktıklarında hapisten kaçtıkları asla anlaşılmayacaktı. İntihar bile etseler onlara canlı süsü verebilecek formülü ele geçirecektim…
Benim adım, Nuh Tufan. Önümüzdeki Perşembe bir buldozerin üzerine bırakılmış bir demet papatya görürseniz, biliniz ki onu oraya sizin için ben bıraktım, çekinmeden alınız. [Tamam şakaydı.] ”



Dublörün Dilemması için tek yorum

  • Diabolic

    Cevaplandı: 17 Şubat 2012, 09:02

    Bugüne kadar, bu kadar kısa olup da bu kadar zor giden bir kitap hayatımda okumadım. Yapılan benzetmeler orjinal olma kaygısıyla, zorlamanın sınırlarında dolaşıyor. Arada, güzel sayılabilecek bir kaç aforizma ise yazarın izlediği amerikan filmlerinden ya da bukowski veya fontaine kitaplarından aklında kalanların kötü birer iğretilemesi olarak kalmış. Sanırım kitabın gidişinden yazarın kendisi de memnun olmamış ki, sonradan diğer kahramanlarının ağzından anlatmaya dönmüş. Ama bu da kitabı kurtarmaya yetmiyor. Nihat Genç, daha çok çalışması lazım diyememiş doğrudan. Gerçekten ama gerçekten, bu kitapta neyin eğlenceli bulunduğunu anlayamadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


Email
Print